Elif Şafak- Siyah Süt
Elif Şafak- Siyah Süt
İyi günler sevgili okuyucular =)
Bugün de haddimi aşarak bir kitap incelemesi yapmayı planlıyorum sizlere. Kendimce incelemesini yapmaya çalışacağım kitap Elif Şafak’ın Doğan Kitaptan çıkmış olan son kitabı Siyah Süt üzerine. Kitabı kategorilendirmek gerekirse otobiyografisel eleştiri diyebiliriz. Elif Hanım yine nasıl arafta kaldığını anlatıyor bize bu romanda .(gerçi benim okuduğum romanlarının hepsinde de illa ki arafta kalmış bir karakter bulunmuştu =)) Her zamanki gibi konuyu dağıtarak bu arafta kalmışlık, arada kalmışlık mevzuunu irdelemek istiyorum. Bana göre bir duyguyu en iyi tasvir edecek olan insan yine o duyguyu yaşamış insandır. Çünkü duygular okunarak değil tecrübe ederek öğrenilecek şeylerdir. Okuyarak sadece başkalarının tecrübe ettiklerinden aklında kalan kısmını öğrenebilirsiniz. Oysaki herkesin her bir duyguda hissettiği ve anladığı şeyler farklıdır. Oysa Elif Hanım o kadar güzel yapıyor ki arafın tarifini, o kadar güzel hissettiriyor ki size arafı, o kadar güzel çelişkide bırakıyor ki romanlarının kahramanlarını işte diyorsunuz araf bu olmalı. (Aslında hayatında hiç elma görmemiş birine elmanın tadını anlatmak ne kadar zorsa bir duyguyu hiç tecrübe etmemiş birine o duyguyu anlatmak da o kadar zordur. Demek ki biz de kendi içimizde yaşamışız ki arafı bu kadar iyi anlayabiliyoruz =)) Burada Sadık Yalsızuçanlar’ın geçen bir konferansında kullandığı bir cümleyi kullanmak istiyorum.”Köprüye ev kurmaya çalışmak” ya da buna benzer bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam. Ben de arafta kalanlar için aynı cümleyi kullanmak istiyorum. Köprüde ev kurmaya çalışıyor fakat ev de kuramıyor yani yersiz yurtsuz, bir yere bağlı olmadan yaşamaya çalışıyorlar tıpkı kökleri toprak üstüne çıkmış bir ağaç gibi.
Her neyse ben yine ziyadesiyle dağıttım konuyu . Asıl konumuza geri dönersek kitabın kapağını açtığımızda “Yeni Başlayanlar İçin Postpartum Depresyon” yazısı karşılıyor bizi. Ne ola ki bu postpartum depresyon (namı diğer Lord Poton =) ) derken dalıyoruz kitabın içine. Girizgâh kısmından sonra Adalet Hanım’ın (Ağaoğlu) evinde buluyoruz kendimizi bir çay sohbetinin ortasında. İki kadın yazar bir araya gelince kadınların yazar olabilmesinden bahsediyorlar. Söz dönüyor dolaşıyor eğer Fuzuli’nin en az Fuzuli gibi yetenekli bir kız kardeşi olsaydı(adına da Firuze dediler ) Fuzuli kadar ünlenebilir miydi? Bence irdelenmesi gereken bir konu ama başka bir yazıya inşallah. Sonra parmak kadınlarla tanıştırıyor Elif Hanım annelikle yazarlığı sorgularken, ikisini kıyaslarken, arafta kalırken. İsterseniz biz de tanışalım Elif Hanım’ın parmak kadınlarıyla:
Pratik Akıl Hanım: Önüne gelen meseleleri en kısa, en pratik yoldan halletmede ustadır kendisi.
Can Derviş Hanım: Batıni, tasavvufi yanı.
Hırs Nefs Hanım: İflah olmaz işkolik.
Sinik Entel Hanım: kuşkucu ve karamsar yanı.
Bunların dışında kitabın ilerleyen bölümlerinde tanışacağı 2 adet daha parmak kadın var. Hazır parmak kadınları zikretmişken onları da yazmamak olmaz.
Anaç Sütlaç Hanım: Evcimen, anaç, evine yuvasına bağlı yanı.
Saten Şehvet Hanım: şıkıdım şıkıdım giyinmeyi seven, şuh kısmı.
Gördüğünüz gibi içinden sesler korosu hayli kalabalık Elif Hanım’ın. Bir konuda karar vermeye çalışırken her kafadan bir ses çıkması doğal olarak insanı çelişkide bırakabiliyor. Zaten kitapta da anneliği mi yoksa yazarlığı mı seçmesi gerektiği konusunda nasıl kendi kendine tartıştığını, yaşadığı süreçleri anlatıyor. Kimi zaman tarihteki kadın yazarlardan örnekler veriyor onlar böyle yapmıştı şöyle yapmıştı diye. Kısaca Elif Şafak yine arafta kalıyor bu romanda. Annelikle yazarlık arasındaki köprüde kalıyor. Gerisini de kitaptan okuyun isterseniz . Ama şunu söylemek isterim ki her bayanın kesinlikle okuması gereken bir eser. Hamilelikte ve loğusalıkta meydana gelen psikolojik değişiklikleri daha iyi algılayabiliyorsunuz. Yalnızca bayanlar mı okumalı, bence hayır. Çünkü zaten bayanlar öyle ya da böyle bu süreci yaşayacaklar, asıl okuması gereken biz erkekler olmalı bu romanı karşımızdakini daha iyi anlayabilmek açısından
Son olarak yazının başında da zikredilen Lord Poton’dan söz etmek istiyorum biraz. Hamilelik bir nehir ise loğusalığı bir denize benzetiyor Elif Hanım. Ve işte bu dönemde loğusayı ziyarete gelen bir yabancı postpartum depresyon yani namı diğer Lord Poton. Bir gün uyandığında karşısında buluveriyor onu. O kadar hazırlıksız yakalanıyor ki Lord Poton bütün parmak kadınları kaptığı gibi bir kutuya dolduruyor. Ee koskoca Lord da gelirken eli boş gelecek değildi ya J gelirken loğusaya deste deste duygusal kriz, gözyaşı, hıçkırık, tutarsızlık, alınganlık, suçluluk duygusu, evham, endişe vs… getiriyor Lord Poton ve bunları dolduruyor loğusanın kucağına, ve boşalan kutusuna da parmak kadınları. Lord Poton’la yaşamayı anlatıyor Elif Hanım, Lord Poton’la yaşamayı öğreniyor. Sonra bir gün bakıyor ki veda vakti gelmiş, gitmesi gerekiyor Lord Poton’un. Bari Lord Poton’la Elif Şafak’ın kitaptaki son diyaloguyla bitirelim yazımızı…
Ben: “Poton?!”
Lord Poton: “Hııı?”
Ben: “Gene gelirim dedin ya az evvel… Yanlış anlama ama… Gelme olur mu?”
Lord Poton: (Başını sallıyor.) “Olur. Gelmem.”
Fatih Aktürk
24.02.08- Ankara
Bilgisayar Mühendisi olmasına karşın şu anda fizibilite hazırlama konusunda kendini geliştirmeye çalışan bir proje danışmanı .