Fatih Akturk: ıvır zıvır iste =)

Fuzuli den bir beyit

Evet arkadaşlar

Bugün sizinle fuzulinin çok sevdiğim bir beyitini paylaşmak istiyorum

“Bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var

Aşık-ı sadık benim mecnunun ancak adı var”

affınıza sığınarak beyiti çok anlamayan arkadaşlar için kısıtlı bilgime dayanarak beyiti biraz açmak istiyorum =)

önce isterseniz beyitin günümüz türkçesine çevrilmiş halini vereyim

“Bende Mecnundan fazla aşk yeteneği var

Sadık olan aşık benim ancak mecnunun adı çıkmış bir kere”

aşağı yukarı bu anlama geliyor günümüz türkçesine çevirince. Aslında beyitin içindeki anlamlara bakmadan dahi çok hoş duruyor değil mi =) ama biz yine de kullanılan kelimeleri biraz irdeleyerek daha derin anlamlara ulaşmaya çalışalım.

Öncelikle üstad ilk dizede aşık olmak için istidad yani yetenek kelimesini kullanmıştır. Burada aşkı tıpkı resim çizmek, beste yapmak gibi bir yetenek olarak görmekte, yani herkesin layıkıyla aşık olamayacağını belirtmektedir, kendisinde ise bu aşk yeteneğinin mecnundan dahi fazla olduğunu belirterek mecnundan daha iyi bir aşık olduğunu vurgulamaktadır.

İkinci beyite gelecek olursak “Aşık-ı Sadık benim ” diyerek mecnunun aşık olduktan sonra maşuğunun kapısını bırakıp çöllere düştüğünü, yani sevdiceğini terk ettiğinivurgulamkta, kendisinin ise sadık aşık sıfatına uygun olarak her ne olursa olsun maşuğunun kapısını terk etmeyerek orada bekleyeceğini dile getirmekte, başka bir deyişle mecnundan daha iyi bir aşık olduğunu vurgulamaktadır =) “Mecnunun ancak adı var” derkende mecnunun aslında böyle büyük bir aşıklık rütbesini haketmediğini, sadece şanslı bir aşık olarak haketmediği halde ismini duyurduğunu söylemeye çalışmaktadır. Gerçi bu sözler farklı da algılanabilir, mecnunun adı var diyerek mecnunun bir efsane olduğu, aslında hiç olmadığı yani hiçbiraşığın fuzulinin seviyesine erişemeyeceği anlatılıyor da olabilir. Ya da daha farklı bir bakış açısıyla mecnunun kendi zamanının ünlü bir aşığı olduğunu ama artık mecnun varolmadığına göre aşıklık rütbesini o zamanda fuzulinin taşıdığı gibi anlamlar çıkarılabilir. Ben yorumlarımı burada bırakarak işi ehillerine bırakmayı uygun görüyorum =)

Bu beyit hakkında son bir söz söylemek gerekirse fuzuli kendi aşkını yüceltmek için mecnunu yerden yere vurmuştur diyebiliriz =) Zaten divan edebiyatında pek sevmezler mecnunu (işin aslını sorarsanız ben de pek sevmem :P ). Aşkın gizli olanı makbuldur lakin mecnun aşkını acemi bir aşık gibi çöllere giderek kurda kuşa haykırmıştır ki bu da tahmin edebileceğiniz üzere tasvib edilesi bir davranış değildir ki ayrıca dediğim gibibi de bu duyurma işini çöllere giderek yapmış yani maşuğunun yanından, yöresinden ayrılmıştır ki aşık olan her daim maşuğuna yakın olmaya çalışan insandır. İşbu sebeplerden dolayı mecnunun aşkı herdaim sorgulanagelmiştir =)

(Not: bu yazdıklarını İskender Pala zaten yazdı diyecekler için: ben bu yazıyı İskender Palayı okumayanlar için yazdım :P )

  • Ya, maşuk Magrip’ te, aşık Maşruk’ ta ise ne olacak Fatih ? Bir de ona güzel kaleminden bir şeyler yazar mısın ?

  • sıtedekı yazılara baktım da oldukça güzel acıklanmıs..ben de yazılarımı yayımlamak ısterım dogrusu gelecek elestırı ve önerılerle daha ıyısını yazmayı umut ederek..
    sevgiyle..
    merve

  • Bu soruna ufacık bir hikaye anlatarak cevap vermeye başlamak istiyorum Gökhancığım
    Zamanın birinde birbirini çok seven iki aşık varmış ve erkek olanın gurbette işi çıkmış. Üzülmelere, ağlayıp sızlamalara rağmen gitmiş gurbete. Gel zaman git zaman zamanı gelmiş gurbetten eve dönmenin. Döndüğünde bi sitemle karşılaşmış delikanlı sevdiceğinden. Bu kadar zaman insan bi mektup dahi atmaz mı diye sitem etmiş.
    bizim delikanlı; gül yüzlüm demiş, yüzünü görmek bunca zaman bana nasip değil iken bu zevki postacıya mı tattıraydım.

    Yaa Gökhancığım gördüğün gibi, hasret olmasaydı eğer vuslatın bi tadı olabilir miydi

  • Yan menüdeki meta bölümünden üye olursan yazarlık veririm merve =)

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.